Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler...
18.0K views | +0 today
Follow
Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler...
Her gün piyasaya yüzlerce kitap, onlarca kitap sitesi çıkıyor. Bu okyanusta yüzebilmek için bir kılavuz kitap listesi oluşturalım dedik.
Curated by Serdi Freeman
Your new post is loading...
Your new post is loading...
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Eski kitaplardan duvar resmi - Mike Stilkey

Eski kitaplardan duvar resmi - Mike Stilkey | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it
Artist Mike Stilkey uses the covers of books reclaimed from library trash heaps as a canvas for his whimsical paintings. He works with a mix of ink, colored pencil, paint and lacquer to create each artwork that can vary from anthropomorphic animals playing instruments to portra
more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

BibliyoTerapi: Kitapla Tedavi

Artık kitap tavsiyeleri de psikolojik sektörleşmeden nasibini aldı. 200TL'ye bu eğitimi alıp herkese öneride bulunabilirsiniz. Kolay gelsin.
https://www.facebook.com/events/310724575735685/permalink/310778075730335

Ya da bunun yerine bir Kitap kurdunu blogunu takip edebilirsiniz: http://tolgaulusoy.tumblr.com daha ekonomik. Karar sizin.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Kitap Ayraçları - Ethem Onur Bilgiç

Kitap Ayraçları - Ethem Onur Bilgiç | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Tasarımcı ve ilüstratör Ethem Onur Bilgiç’ten "Moby Dick", "1984", "Denizler Altında 20.000 Fersah" ve "Cthulhu’nun Çağrısı" için dört harika kitap ayracı fikri. Bu toprakların güzel akılları var.

Serdi Freeman's insight:

Her kitabın konusuna uygun özel tasarımlı ayraç fikri çok güzel bir fikir. 

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

En iyi resimlenmiş çocuk kitapları

En iyi resimlenmiş çocuk kitapları | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

1952’den beri “Book Review”, sanatsal değerler kriter alınarak en iyi resimlenmiş kitapların seçilebilmesi için bağımsız bir panel düzenliyor. Oluşturulmuş jüri, binlerce kitabı inceliyor ve en iyi illüstrasyona sahip on çocuk kitabını belirliyor. Bu ödülün alanında bir benzeri yok. Listeyi görmek için resme tıklayın.

Serdi Freeman's insight:

Bizim zamanımızda yoktu bunlar :(

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Zevk için Okuyun:)

Zevk için Okuyun:) | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Cinsellik konulu NY Times Kitap ekindeki Grant Snider imzalı karikatür:)

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Kitap Kapaklarında Dikkat Edilecek Hususlar

Kitap Kapaklarında Dikkat Edilecek Hususlar | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

1) Yayınevleri kitap kapakları kimlere yaptırıyor? Büyük yayınevlerinin bazılarının içeride çalışan grafikerleri var, kimi tasarımcı, illüstratör. Bu istihdam anlayışı önemli ve saygındır elbette. Bütün kapakları kendi bünyenizdeki tasarımcınıza emanet edip sonuçlarıyla mutlu olabilirsiniz. Ben bu noktada, kapağa kuş kondurmaya çalışan grafik-tasarımcılardan korkarım. Süslü olabilir kapak, yapanın yeteneklerini zorlamaya çalıştığı yerde tökezlemeye başlar. Süslü dil nasıl edebiyat dışıysa, süslü kapaklar da kültür yayıncılığı içinde gördüğümüz kitapların dışında kalmalı. Yalın tasarımlar içinde düşünmek, kapaklara farklı bir değer katabilir. Bunun çok öznel olduğunu düşünüyorsanız, yalnızca kitap kapaklarına bakmak için bir kitabevine gidebilirsiniz. Gene de asıl sorun bu değil elbette. Kaç büyük yayınevi kendi içinde bir grafik-tasarımcı çalıştırıyor. Birkaç yayınevi mi? Demek o büyüklükte çok sayıda yayınevine sahip olacak bir sektör olamadık daha.

 

2) Belki de grafik-tasarımcıyı yayınevinin bünyesine almak doğru değildir. Yaratıcı emekten söz ediyoruz ve tam anlamıyla sizin anlayışınıza uygun bir yaratıcıyla çalışma fırsatını bulmak kolay değil. Yüzlerce kapak yapacak bir kişi o. Yüzlerce kapağın bir bölümünü beğenmezseniz, birlikte çalışmak anlamsızlaşabilir.


Bu durumda dışarıdan bir grafik-tasarımcıyla çalışmak, belki daha geçerli ve gerçekçi seçimdir. Yeter ki yayınevinin görsel kimliği sürekli değişen zevklerle oluşturulmasın.

 

3) Pek çok yayıncı, bazen ekonomik güçlükleri yüzünden, çoğu kez de kapak tasarımı için ayrıca bir maliyet kalemi daha yazmak istemediğinden, kapakları kendisi yapar. Bu durumu gözünüzde canlandırın ve sonuçlarını düşünün. Tasarımcıya kitabın bütün maliyeti içinde küçücük kalan bir parayı ödemekten kaçındığı için, kapağı kendisi yapan yayıncının yaptığı işin devamından kuşku duyabiliriz. Oysa ödenen o para, neredeyse on tane kitap satışıyla karşılanabilecek bir tutardır.

 

4) Bir yayınevinin her şeyden –içerikten de– önce kapaklarıyla ayırt edildiğini söyleyebiliriz. Belki ben böyle bir açıdan bakıyorum. Demek o kadar önemli, diye düşünülebilir. Öyleyse yayımladığı birçok kapağa bakınca, o kapakların o yayınevine ait olduğu okurun zihninde de yer etmeye başlamış olmalı. İyi kitap okuru, gerçekten de kapağına bakarak o kitabın hangi yayınevine ait olduğunu bilir.

 

5) Bu arada diziler var. Küçük ya da büyük, her yayınevi içerik bakımından bir arada bulunacak kitaplarını birer dizi içinde toplar. Her dizinin de kendine özgü kapağı olur. Dizi kapakları kendi içinde bir dizi kitabı birbirine zincirlerken yayınevinin bütüncül kimliğine de uygun tasarlanır. Demek ki dizilerin kapak tasarımlarının da birbirinden büsbütün kopuk, bambaşka yayınevlerine ait olduğu duygusunu vermemesi gerekir. Bunlar biliniyor elbette. Yeniden vurgulamamın nedeni, bilinenlerle uygulamalar arasında bazen rastladığımız uzaklık.

 

6) Kapaklarda resim kullanmak, yayıncının da, pek çok tasarımcının da aklına ilk gelen çözümdür. Resim, desen olmadan kapak olmaz sanki. Kurmaca metinler için kaygı hep bu yönde. Resmin nasıl kullanılması ve kullanılmaması gerektiğinden önceki yazıda söz etmiştim. Bir de şu var: Günümüzde tasarım gitgide yalınlaşıyor. Resim ya da desen de yalın bir tasarımın öğesi olabilir, küçük kullanılabilir sözgelimi, renkli değil de siyah-beyaz resimler seçilebilir ya da başka biçimler bulunabilir. Ya da resmi bir köşede bırakıp elimizdeki öteki asal öğe olan yazıyla yapılabilir kapaklar. Bugün geleneksel anlayışların yerine tipografiyi geçiren tasarımcılar pek çok sıradışı işle içli dışlı görünüyor. Tipografinin krallığı var. Neredeyse sınırsız font seçenekleri içinden çıkarılabilir tipografi ve bilgisayarınızda hazır duran binlerce font arasından seçtiklerinizi dilediğiniz gibi büyütüp küçülterek, eğip bükerek kullanabilir ve yalnızca onlara dayanarak yapabilirsiniz kapaklarınızı. Bu arada bir adım daha yukarı çıkmak isteyen grafik-tasarımcıların pek çoğu o yazıları kendileri yapıyor ve bu durumda müthiş bir özgürlük içinde kullanıyorlar yazıyı. Tipografik tasarımlarda yazı, yazı olmaktan çıkıp çizgilerden, lekelerden oluşan görsel bir öğeye dönüşüyor elbette. Daha çok butik yayıncıların ilgi gösterdiği bu yenilikçi anlayışlar ortaya sıradışı kapak tasarımları çıkarıyor.

 

7) Nabokov’un Lolita romanının kapaklarının bugüne dek yanlış yapıldığını, çünkü romanın yanlış okunduğunu öne süren bir yazı okudum ki, bunun epeyce ilginç olduğunu kabul etmeliyiz. Nabokov’un kendisi de romanı için yapılan kapakların yanlış olduğunu düşünürmüş. Lolita’nın konusu, pek çok kişinin olduğu gibi, kapakları yapan tasarımcıların da yanlış bir önyargıyla davranmalarına neden olmuş. Bu çıkış noktası, bir grup tasarımcıyı elli sekiz yıl sonra yeni Lolita kapakları yapma düşüncesine yönlendirmiş ve seksen tasarımcının yaptığı yeni kapaklar bir kitapta toplanmış. Gördüklerim kışkırtıcı bir “lolita” resmi yerine, olabildiğince yalın kapaklar. Soyutlamalarla çağrışımlara yol açmak, pek çok Lolita tasarımcısının çıkış noktası olmuş. Sanırım bizim için de bir ders niteliğindedir bu. Bu haberi okuduktan sonra, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli için yenilenmiş bir anlayışla yapılacak bir dizi kapak hayalini kurdum. Acaba Yapı Kredi Yayınları da Lolita’nınkine benzer bir çalışmanın Anayurt Oteli için yapılmasına önayak olur mu?

 

8) Kapaklarla ilgili önemli bulduğum birkaç noktayı da şöyle sıralayabilirim: Sırt yazılarının aşağıdan yukarı değil de yukarıdan aşağı yazılması konusunda artık ezici bir çoğunluğun onayı var. Ama bir grup yayınevi tersinde ısrar etmeyi sürdürüyor. Oysa aynı yayınevlerinin kapaklarındaki öteki öğelere bakış açısı, sırt yazılarındaki bu terslikle çelişiyor. Bizde editöryel biçimler Anglosakson ilkelerine dayalıdır. Zaman içinde seçilmiş ve yerleşmiştir bu ilkeler. Bunu bilinçli biçimde seçmiş yayıncı, sırt yazısını aşağıdan yukarı okunacak biçimde koymaz.

Arka kapak yazılarının uzunluğu da ayrı bir sorun. Kimi editör, yazar ya da çevirmen, her kimse, arka kapak yazısına kitapla ilgili, gerekli gördüğü bütün bilgileri, sözleri girmeye çalıştığında, bir sayfalık bir metni arka kapağa yerleştirmeye çalışır. Siz kitapçıda kitabı elinize aldığınızda, o uzunluktaki arka kapak yazılarını okuyor musunuz? Demek ki hemen okunabilir uzunlukta iki kısa paragraf, arka kapaklar için yeterlidir. Üstelik arka kapak yazısı, kitabı yayına hazırlama aşamasında en çetin işler arasındadır, yazanlar bilir. Yayınevinde o kitabın editörünün işidir bu ama kimse de istekle yanaşmaz o metinleri yazmaya.

 

9) Kitap kapakları yayınevlerinde yalnızca grafik-tasarımcıların işi midir? Çoğu kez böyle görülüyor. Oysa yayıncının kendisi, o kitabın editörü de kapaklardan sorumludur. Yayıncı ya da editör, kapağı kendisi yapmaz ama o kapağa baktığında ya da herhangi bir kitabı eline aldığında, kapağın nasıl olduğunu büyük ölçüde anlamalıdır. Tam anlamıyla bir göz eğitimidir bu. Baktıklarının inceliklerini görecek bir estetik eğitimse, gene bakarak olur. Yani iyi örneklere, dergilerde, albümlerde, kataloglarda, onları nerede bulacaksa bulup dikkatle ve bir kere değil, aynı kapağa belki yüzlerce kere bakıp, iyi olanın niçin iyi olduğunu anlamaya çalışarak kendisini görsel bir eğitimden geçirmelidir. Göz bakar, onun görmesi eğitimle sağlanır. Yani merak, kitap kapaklarıyla ilgili melekelerimizi geliştirmenin sırrıdır. Merak yoksa, nitelik de yukarıdan gelmez. 

 

Kaynak: http://kitap.radikal.com.tr/Makale/kitap-kapaklarini-nicin-onemsemeliyiz-373612

Serdi Freeman's insight:

Ders niteliğinde harika bir yazı. Kitap sırtı yazısı yukardan aşağıya olması gerektiği maddesine sonuna kadar katılıyorum, Joponca ve Arapça kitaplar dışında onlar tersten başlıyor çünkü:) 

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Don Juan'ın Maceralarının Yazarı Apollinaire'ye yasak!

Don Juan'ın Maceralarının Yazarı Apollinaire'ye yasak! | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Şair Guillaume Apollinaire’in eserleri “dünya kültür mirası” olarak kabul edilip korumaya alınacak kadar değerlidir diyen Türkiye Yayıncılar Birliği, yetkilileri Türkiye’de yayınlama özgürlüğünü engelleyen kanun maddelerini kaldırmaya çağırdı.

Sel Yayıncılık’ın bastığı, Guillaume Apollinaire’in Genç Bir Don Juan’ın Maceraları isimli kitabıyla ilgili olarak yayınevi yetkilisi İrfan Sancı ve çevirmen İsmail Yerguz’a açılan davada, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin verdiği beraat kararının Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından bozulduğu haberi basına yansımıştır. Bu bozma kararını üzüntü ve endişeyle karşılıyoruz. Dünyaca ünlü bir şair olan Guillaume Apollinaire’in eserleri “dünya kültür mirası” olarak kabul edilip korumaya alınacak kadar değerlidir. Apollinaire’in çeşitli dillere çevrilmiş eserlerinin edebi niteliğinin yargı kurumlarınca sorgulanması, en hafif tabiriyle yadırgatıcıdır. Müstehcenlik, ahlakdışılık gibi sıfatlar öne sürülerek meşrulaştırılmaya çalışılan, yayıncılık alanında sansür ve otosansürü besleyen, ifade ve yayınlama özgürlüğü açısından son derece sakıncalı bulduğumuz bu sorgulama biçimini maalesef yıllardır, dünyaya mal olmuş pek çok edebiyatçının eserleriyle ilgili açılan davalarda gördük. Genç Bir Don Juan’ın Maceraları ile ilgili olarak açılan davada verilen beraat kararının bozulması, yayınlama özgürlüğünün önünü kesen bu zihniyetin son ürünüdür. Türk Ceza Kanunu’nun çocukları korumak amacı taşıyan ama her yaşa yönelik yayınlara uygulanan 226. maddesindeki tanımı belirsiz “müstehcenlik” ifadesine dayanılarak yayınlara getirilen yasaklar, açılan davalar, verilen cezalar yayıncılar üzerinde otosansür etkisi yapmaktadır. Daha önce çok kez vurguladığımız bir talebimizi tekrarlıyoruz: Çocukları korumak kılıfı altında çok değerli edebiyat eserlerinin okurlarıyla buluşmasının önünü kesen “müstehcenlik” açıkça tanımlanmalı, ilgili 226. madde yeniden düzenlenmeli, Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun raporlarına dayanılarak açılan ve yayınlama özgürlüğüne darbe vuran müstehcenlik davaları son bulmalıdır. Apollinaire’in 1999’da yayınlanan On Bir Bin Kırbaç isimli kitabı da yine “cinsel arzuları tahrik ve istismar ettiği” gerekçesiyle toplatılmış ve yayıncısı cezalandırılmıştı. Bu kararın ifade özgürlüğünü, adil yargılanma ve mülkiyet haklarını ihlal ettiği iddiasıyla AİHM’ye yapılan başvuruyu değerlendiren mahkeme 2010 yılında Türkiye’yi suçlu bulmuş, yayıncıya tazminat ödenmesine karar vermişti. Yargıtay’ın Genç Bir Don Juan’ın Maceraları ile ilgili beraat kararını bozmasını, gerekçesinde kullandığı, eserle ilgili değersizleştirici ifadeleri ve beraat kararına dayanak oluşturan üniversite öğretim üyelerinin bilirkişi raporuna yönelik yaklaşımını kınıyoruz. Apollinaire gibi dünyanın en büyük yazar ve şairlerinin eserlerinin edebi niteliğinin mahkemelerce tartışmaya açılması, bu eserleri yayınlayan yayıncıların kitaplarının toplatılması, yayıncılar ve çevirmenler hakkında dava açılması bir “demokratik hukuk devleti”nde görülebilecek bir durum değildir. Yetkilileri Türkiye’de yayınlama özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılması için gerekli adımları atmaya, yayınlama özgürlüğünü engelleyen kanun maddelerini kaldırmaya çağırıyoruz.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Kütüphane hâlâ çok cezbedici!?

Kütüphane hâlâ çok cezbedici!? | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

İlk durağımız pek çok kütüphaneye ev sahipliği yapan Beyazıt. İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve Orhan Veli Kütüphanesi’ni ziyaret ettiğimizde vize haftası yaklaşan öğrencilerin doldurduğuna şahit oluyoruz. Özellikle Merkez Kütüphanesi’nde sessiz bir telaş hakim. 


Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde ise öğrencilerin yanı sıra araştırmacıların çoğunluktay. Taksim’dekiAtatürk Kitaplığı’nda ise boş zamanlarında kitap okuyan yaşlılardan çocuklara, 7’den 70’e her yaşta okuru görmek mümkün. Deniz manzarasının önüne yerleştirilen koltuklarda ara sıra denizi izleyip bir yandan kitabını okuyan insanlar manzaranın romantizmine kapılmış gibiler. 
Ziyaret ettiğimiz kütüphanelerin hemen hepsinde pek çok bilgisayar, kütüphane ziyaretçilerinin hizmetinde. Konuştuğumuz yetkililerin çoğu kütüphanelerin dijital ortama geçmelerinin önemli olduğunu ve bu kaynakların zamanla daha da gelişip kütüphanelerin yeni çağa ayak uyduracaklarını söyledi. 


Bu ziyaretlerimizle İstanbul’daki kütüphanelerin sizlere neler vadettiklerine bir bakalım istedik.

 

Yazını devamı için fotoğrafa tıklayın.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Yasaklı kitapları anlatan kitap!

Yasaklı kitapları anlatan kitap! | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it
‘‘ Türkiye ’de hem tek parti döneminde hem Demokrat Parti döneminde, üç darbede ve koalisyon dönemlerinde kitaplar hep baş suçlu oldu.” Bu sözler Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) başkanvekili Turgay Olcayto’ya ait. Dün TGC Lokali’nde Yayıncılar Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası, Pen Türkiye Merkezi temsilcilerinin katılımı ile Emin Karaca’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren yasaklanan kitapları incelediği ‘Vaay Kitabın Başına Gelenler!..’ kitabının tanıtıldığı bir basın toplantısı yapıldı. Haberi okumak için resme tıklayın.
more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

'Afili Lugat' iPhone'da

'Afili Lugat' iPhone'da | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

- Ödüller hakkında bilinmesi gereken tek şey, Mozart'ın onlardan hiç kazanmamış olduğudur. Henry Mitchell

 

- İnsanı yaratmak tuhaf ve özgün bir fikirmiş ama buna koyunu eklemek, gereksiz bir tekrar olmuş. Mark Twain

 

- Savaş Tanrı'nın Amerikalılara coğrafyayı öğretme yöntemidir." Ambrose Bierce- Bu ülkeyi nasıl yöneteceğini bilen herkesin taksi sürme ve saç kesmekle meşgul olması ne büyük talihsizlik. George Burns

 

- Mesele rujsa önemli olan renk değil, Tanrı'nın, dudaklarınızın bittiği yer konusundaki nihai kararını kabul edebilmektir. Jerry Seinfeld

 

- Beatles üyeleri yanlış sırayla ölüyor. Victor Lewis Smith

 

- Yaşlandığımız için vazgeçmeyiz oyun oynamaktan, oyun oynamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Bernard Shaw

 

- Ne zaman yukarılara tırmansam, ‘Ego’ diye bir köpek tarafından takip ediliyorum. Friedrich Nietzsche

 

- Dünyada anlaşılması en zor şey, gelir vergisidir. Albert Einstein

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Dünyanın en küçük kütüphanelerinden biri

Dünyanın en küçük kütüphanelerinden biri | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Somerset'teki Westbury-sub-Mendip semtindeki kulübe bir kütüphaneye çevrilmiş. Dünyadaki en küçük kütüphanelerden biri haline gelen bu kulübede 150 civarında kitap ve DVD bulunuyormuş. Sokağınızda böyle bir kütüphane olduğunu düşünebiliyor musunuz?

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Yaşar Kemal: Bu roman, yaşamım ve tanıklığımdır.

Yaşar Kemal: Bu roman, yaşamım ve tanıklığımdır. | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

'Bir Ada Hikayesi'' dörtlemesinin son kitabı ''Çıplak Deniz Çıplak Ada''yı 8 yılda tamamlayan Yaşar Kemal, ''Bana hep sordular, 'Sen romanı niçin yazıyorsun?' Dedim ki, 'Bilemem', bilsem de söyleyemem. Bir tek şey biliyorsam o da yaşamım boyunca bir tek düşüm olduğu, bundan sonra biraz daha, biraz daha güzel yazabilmek'' dedi.

more...
No comment yet.
Rescooped by Serdi Freeman from Dikkate Değer ve En Son Çıkan Kitaplar
Scoop.it!

Bora'nın Kitabı - Ayşe Kulin

Bora'nın Kitabı - Ayşe Kulin | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

"Yorgunum! Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken... Daha sonra yüzleşirken... Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda... Kendimle barışırken... Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken... Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken... Yoruldum!”


Acımasız günlerin gölgesinde geçen çocukluğunun yaralarını sarmak ve geçmişini silmek için İstanbul'a gelen genç bir adam:  Bora. Tar hayatını değiştiren aşkı bulup umudu yeşerdiğinde, geçmişi yeniden karşısına çıkacak ve kendi öyküsünü anlattığı Bora’nın Kitabı onu bir girdabın içine sürükleyecek.

 

Gizli Anların Yolcusu'ndan tanıdığımız Bora'nın hazin öyküsüyle Ayşe Kulin, sadece genç bir adamın kişisel varoluş mücadelesini değil, bu coğrafyanın zorlu koşullarında bir insan, bir âşık, bir birey olabilmenin imkânsızlığını da anlatıyor. Bora'nın Kitabı kabuğundan sıyrılmaya ant içmiş insanların büyük mücadelesinin romanı.


Via Arkadaş Kitap
more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Latife Tekin ve Hasan Ali Toptaş Söyleşisi

Latife Tekin ve Hasan Ali Toptaş Söyleşisi | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it
Latife Tekin: Bahçemize hoş geldin, Hasan Ali, burayı görmeni istiyordum doğrusu, yol uzun ama gelinmez de değilmiş ha? Bugüne kısmetmiş. Seni karşılamaya çıktığımda ilk nasıl tanıştığımızı düşündüm de…

Hasan Ali Toptaş: Sevgili Arsız Ölüm yeni çıkmıştı, yıl 1983. Denizli’de bir kitapçıda tesadüfen görmüştüm kitabını. O dönemde benim henüz yayımlanmış öyküm, kitabım yoktu. Gıptayla okudum, yazma heveslisi biri olarak… Seninle ilk tanışmam böyleydi neredeyse yirmi yıl sonra da yüz yüze geldik.


L.T.: Ne güzel! Ama hızla geçtin gidiyorsun. Dili aldın, uçurtma gibi çaktın göğe. Erişilmez senin diline yani… Yazara dil gerekir mi sence? Ben gerekmez diyorum. Esaslısına yani… Asılmaz ipine artık uçurtmasının, bırakır, ne dersin?


H.A.T.: Ortalama dil dediğimiz, şekli çoktan belirlenmiş olan, kalıplaşmış dil gerekmez yazara. Yazar o dilin olanaklarından yola çıkarak kendi dilini kendisi kurar çünkü, hatta her yapıtı için ayrı bir dil oluşturur. Yani dil gerekmese bile bunun inkârı da gene dille mümkündür diye düşünüyorum ben.


L.T.: Dile karşı olduğumuzu gösterirken bile bunu yine dili kullanarak yapıyoruz diyorsun…


H.A.T.: Başka bir yol düşünemiyorum, evet. Elimizde ne var ki dilin gücünden başka!


L.T.: Biliyorsun, dille kanlı bıçaklıyım biraz, seni yakalamışken soracağım, Hasan Ali, dilden yana mısın, benden yana mısın? Yazarken dile ihtiyacımız var ama ara sıra kafa kaldırmak istediğin, şu dili tutup şöyle bir silkeleyeyim, dediğin oluyor mu? Yoksa dile meftun muyuz?


H.A.T.: Sen de bilirsin, yazdığın romanda kullandığın dilin ya da yakaladığın sesin, hapsedici bir yanı da var. Onun içine, onun olanaklarına hapsoluyorsun. Elbette başkaldırmak istiyorsun dile; tutup silkelemek istiyorsun onu. Ama bunu bile dille yapmaya mahkûmuz.


L.T.: Bak, denize karşı konuşuyoruz…


H.A.T.: Denize karşı konuşmak güzel. Evet, hapsoluyoruz dilin içine. Bazen kurduğun dil birtakım kelimeleri reddediyor. İnat edip o kelimeleri kullanırsan, bu sefer de müziğe ters düşüyor. Mesela sen dilin kokusu olduğundan da söz edersin. Dilin müziği ve dilin kokusu… Günümüzde yazılan Türkçe metinlerde o kokuyu ve müziği hissedebiliyor musun? Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, tuş sesleriyle, internet ağlarıyla birlikte kelimelerden sesli harfler patır patır düşmeye başladı. Çağın hızı, dilin içinde de geziniyor. “Selam” yerine “slm” yazılıyor artık. Böylesi bir hız söz konusuyken, Türkçe metinlerde müziği ve kokuyu görüyor musun?


L.T.: Çok sayıda kötü metinle karşılaşıyorum; kuru, kokusuz, müziksiz… Kendimi zorlayıp okumaya çalışıyorum, ayıp etmiş olmayayım diye. Büyük kalabalıkların dili çok büyük bir hızla değişti kentte. Göçüp gelenler artık o duru Türkçeyle değil, çalıntı, yabancı sözcüklerle konuşuyor… O dille mi yazacaklar, bizden sonra yoksullar ne yazacak? Babamın dili öyleydi ki, ben Uygurca metinleri çözebilmiştim; eski metinleri elime aldığımda, az bir çabayla onları anlayabiliyordum. Şimdi öyle konuşanlar kalmadı, biz ne kadarını yazıya geçirebildiysek o kalacak geleceğe. Sorduğun soruya ne cevap vereyim istiyorsun? Beni heyecanlandıracak pek az şey okuyorum. Ne okudun en son dersen… İşte Uykuların Doğusu’nu okudum. Havada okudum, bulutların üstünde, kalp çarpıntısıyla, heyecanlanarak… Aradım seni hemen zaten. Uçaktaydım başladığımda. Kapağını açtım, bir rüzgar esmeye başladı Hasan Ali, başımı kaldırıyorum, uçağın kanatları sarsılıyor. Yazarların birbirlerini kıskandığına filan inanılır ya, yok öyle bir şey. Bende yok, içim sevinçle doluyor böyle bir yazı okuyunca.


H.A.T.: “Bazı yazarlar” demeliyiz belki de…


L.T.: Bazı yazarlar kıskanırlar mı öteki yazarları? Belki, bilmiyorum… Güzel yazıyla karşılaşınca heyecandan başım döner benim. Nasıl aradım seni o gün. Dilinin rüzgarını, havada nasıl dalgalandığını bir de benden duy istedim, nasılmış öyle yazmak… Hasretini çekiyorum öyle güzel bir şey okumanın.


H.A.T.: Teşekkür ederim Latife. Benim de göğsüm kabarır Türkçeyi güzel kullanan bir yazarın metniyle karşılaşınca. Dilin kelimelerden ibaret olmadığını, genlerimizde de süregelen bir şey olduğunu, içimizde farklı şekillerde yankılandığını, kelimelerden çok bir çeşit bellek ve duygu sayılması gerektiğini kimi zaman gözden kaçırıyoruz galiba.

 

Sardıysa devamı için:

http://egoistokur.com/latife-tekin-ve-hasan-ali-toptas-bulusmasi-yazara-dil-gerekmez/

Serdi Freeman's insight:

Harika bir diyalog olmuş.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

147 ton kitap, kilosu 15 kuruştan satıldı!

147 ton kitap, kilosu 15 kuruştan satıldı! | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Milli Kütüphane Başkanlığı’nda, önemli bir kültür ihmalinin yaşandığı ortaya çıktı. Hurdasan’a gönderilen Milli Kütüphane’nin hurda deposundaki kaydı bulunmayan 147 ton kitap ve yazılı materyalin içinde, tarihi çok eskiye dayanan yüzlerce nadide esere rastlandı. Hurdasan’ın yaptığı satışı yakından takip eden sahaf ve koleksiyonerlerin, kitapları kilosu 15 ile 50 kuruş arasında satın alarak, yüksek fiyatlara müzayedede sattıkları veya koleksiyonlarına kattıkları belirlendi. Hürriyet, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in önceki gün Twitter hesabından yaptığı “Milli Kütüphane’de pek çok eserle ilgili suç teşkil eden uygulamalar tespit ettik” açıklamasında kastedilen suiistimali ortaya çıkardı. Buna göre Bakan Çelik’in işaret ettiği suistimaller, ilk olarak kütüphanenin bir idari toplantısında fark edildi. Bu toplantıda, Milli Kütüphane mühürlü bir yazma eserin Konya Yazma Eserler Başkanlığı’na satıldığı bilgisi alındı.

15 KURUŞA SATILDI  

Yapılan ilk araştırmada 2007’de döküm listesi olmayan, tasnifi yapılmayan 102 ton hurda kitap ve yazılı materyalin, 11 kamyonla Hurdasan’a gönderildiği ve tutanak karşılığında teslim edildiği belirlendi. 2011 yılında da yine 45 ton kitabın 15’er tonluk üç parti halinde Hurdasan’a gönderildiği tespit edildi. Teslim, Hurdasan’ın tutanaklarına ise “Hurda kâğıtların bulunduğu depoların kullanılacağı için acilen boşaltılması” şeklinde yansıdı. Hurdasan’ın farklı zamanlarda satışa çıkardığı bu materyallere, sahaflar ve koleksiyonler büyük ilgi gösterdi. Hatta bir koleksiyonerin kilogramı 15 ile 50 kuruş arasında değişen fiyatlara satılan bu yayınlardan 15 ton aldığı dikkat çekti.

 

KÜTÜPHANE MÜHRÜ VAR

 

Hürriyet’in gittiği Ankara’daki çeşitli sahaflarda da Milli Kütüphane mühürlü kitaplara rastlandı. 400 ile 1000 lira arasında satılan bu kitaplar arasında 1860’ta basılmış Hıristiyan teolojisine göre yazılmış Ermenice bir kitaptan, 1800’lü yıllarda basılmış İzmir baskılı yine Ermenice Balkan coğrafyasını anlatan bir diğerine; 1913 yılında tek nüsha halinde Merzifon’da çıkan Yunanca ‘Pontus’ dergisine kadar pek çok eser bulunuyor.

more...
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Codex Seraphinianus: Dünyanı en acayip ikinci kitabı...

Codex Seraphinianus: Dünyanı en acayip ikinci kitabı... | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

1970'lerin sonlarında İtalyan mimar, çizer ve tasarımcı Luigi Serafini bir kitap tasarladı: Paralel bir dünyanın bilinmeyen ansiklopedisi. 380 sayfalık bilinmeyen bir alfabe ile bilinmeyen bir dilde yazılmış bir kitap. 

Dünyanın en acayip kitabı diye bilinen bu eserin tamamlaması 30 ay sürdü. Orjinal adı "Codex Seraphinianus" olan kitap 2 bölüm ve 11 alt bölümden oluşuyor. İlk bölüm doğa ikinci bölüm ise insanlar hakkında. Diğer görünümleri için fotoğrafa tıklayın.

Çok enteresan ama daha ilginci var! 15. yy'da yazılmış olan Voynich Elyazmaları, dili hala çözülememiş bir kitap. http://tr.wikipedia.org/wiki/Voynich_elyazmas%C4%B1

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Sayfa Düzenine Yeni Bir Boyut

Grafik tasarımcı Marion Bataille, "ABC 3D" adlı çalışmasıyla sayfa düzeni ve rakam birlikteliğine yeni bir boyut kazandırmış. Rakamlar üzerine yaptığı boyutlu sayfa çalışması için de bu linke bakabilirsiniz:
http://www.aykenti.com/2013/10/rakamlar-ve-harfler-marion-bataille.html ;

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Kitapların içindeki sanat

"fore-edge painting" yani kitap kenarı boyama sanatı kitap sayfaları ancak tolpu halde büküldüğünde görülebilen bir resim sanatıdır. Kitap düz durduğunda hiç bir şey görülmüyor büküyorsu hairka bir sahne karşına çıkıyor. Aslında lisede canımız sıkıldığında yapardık ama bir Leonardo değildik, orta çağda da benzeri sıkıntılar varmış demek... 

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Godot’nun çözülen sırrını Beckett uzmanları kabul etti

Godot’nun çözülen sırrını Beckett uzmanları kabul etti | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Yazar Selçuk Altun, geçen yıl yayımlanan romanı Bizans Sultanı’nda dünya tiyatro literatürünün en önemli yapıtlarından biri kabul edilen Godot’yu Beklerken ile ilgili bir iddia ortaya atmıştı.

 

Altun’a göre Samuel Beckett’in kült tiyatro oyunu Godot’yu Beklerken’de güya Godot gelmez. Bu bekleyiş ve gelmeyişin küresel kültür yaşamı dışında da sembolleştiği malumdur. Altun romanında bu iddiayı neden ortaya attığını şöyle açıklıyordu: “Çünkü Godot sahnedeydi. O, God(Tanrı) ile (idi)Ot (Budala) sözcüklerinin symbiosisiydi. Oyunun iki temel karakteri Estragon God; Vladimir ise (idi)Ot’tu. Bu teoriyi de, Beckett’in oyunuyla ilgili sarhoşken verdiği tek ipucundan yola çıkarak üretmiştim. Yalnız iddiamı romanıma yerleştirmeden önce, onun daha önce gündeme getirilmediğine dair bir araştırma yapmış ve çevremdeki Beckett uzmanı akademisyen ve yazarlara söylemimin makuliyetini onaylatmıştım.” Altun’un bu iddiası Samuel Beckett uzmanlarınca da kabul edildi ve Samuel Beckett Society’nin yayın organı olan The Beckett Circle’de yayımlandı. Selçuk Altun’la bu süreci konuştuk.

 

Devamı için fotoğrafa tıklayın.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

60 yaş üzeri e-kitap okuyucu kullanmalı

60 yaş üzeri e-kitap okuyucu kullanmalı | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

Her katılımcıya basılı kitap, tablet bilgisayar ve elektronik okuyucudan, hikayeden bilimsel makaleye, zorluk derecesine göre dokuz metin okutturuldu. Gençler arasın

da okuma zamanıyla ilgili bir değiklik gözlemlenmedi. Ancak yaşlılarda durum farklı çıktı. Yaşlı insanların basılı kitapları okuması için daha fazla zaman ve emek harcadıkları görüldü.

 

Yaşlı insanların elektronik kitapları okuması ortalama üç ve dört saniye daha hızlı olduğu beyin aktiviteleri ölçüldükten sonra anlaşıldı.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Ankara’da Çizgi Romanın Kalesi: Devr-i Alem Sahaf

Ankara’da Çizgi Romanın Kalesi: Devr-i Alem Sahaf | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it
Ankara’da çizgi romanın talebini adeta tek başına karşılayan ve bunu çocukluktan gelen bir tutkuyla tek başına yapan bir sahaf, Ayhan Ataman. Ataman’la Tunalı Pasajı’ndaki dükkanı Devr-i Alem Sahaf’ta, çizgi roman tutkusunu ve Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının dününü, bugününü konuştuk. Röportajı okumak için fotoğrafa tıklayın.
more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Tape'den Kodese: Sus Ulan Polis Dinliyor

Tape'den Kodese: Sus Ulan Polis Dinliyor | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

“Elinizdeki kitap, ülkemizde çok acı ve üzücü anıları akla getiren ‘telefon dinleme’ olayına farklı bir boyut getiriyor. Yasal dinlemelerle suç örgütlerinin karanlık ilişkileri ortaya çıkarılırken, okuyucunun gülmekten kendini alamayacağı sahneler, diyaloglar sergileniyor. Telefonlarının dinlendiğini bilen kişilerin, buna bir önlem olarak, kısık sesle konuşmaları gibi mizah tonu yüksek yaşanmışlıklara yer veriliyor. Böyle bir kitap insanların düşgücünden değil ancak hayatın içinden kaynaklanabilirdi. Çünkü hayat, düşgücünden daha zengin. Kitabı okudukça bana hak vereceksiniz.” - Zülfü Livaneli


“Gazetecilik için ‘objektif’ meslek denir. Halbuki, fotoğraf makinesi’nden ibaret değildir. Telefon ahizesi’dir aynı zamanda… Çünkü, gördüklerimiz bazen flu olabilir ama, duyduklarımız her zaman nettir. Türkiye gerçeğini kulak’tan anlamamızı sağlayan, kahkahalarla okuyacağınız bir kitap bu.” - Yılmaz Özdil

more...
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Nobel Edebiyat Ödülü Mo Yan'ın

Nobel Edebiyat Ödülü Mo Yan'ın | Kitap: Kitaba dair her şey. Son çıkanlar, çok satanlar, romanlar, klasikler... | Scoop.it

2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Çinli yazar Mo Yan kazandı. Nobel komitesi eserlerindeki "evham verici gerçeklik" nedeniyle Mo Yan'ın ödüle layık görüldüğünü belirtti.

 

Amerikalı yazar William Faulkner'den esinlendiğini kabul eden, roman ve kısa hikaye yazarı Mo Yan, 1,2 milyon dolar para ödülünün de sahibi oldu.

more...
No comment yet.
Scooped by Serdi Freeman
Scoop.it!

Kitap fragmanı: Fena - Atila Özer

Theo Vanderblint her şeyi sonuna kadar tüketmeyi seven dâhi bir ressamdır: Cinsellik, uyuşturucu, lüks markalar… Milyon dolarlara satılan eserlerinin esin kaynağı da gerçek cinsel organlar, gerçek cinsellik ve gerçek cinayetlerdir. Theo’nun içinde ilerlediği bu karanlık yolun sonunda bir ışık görünmemekle birlikte, kendisini bu yoldan döndürecek tek bir çözüm vardır: Mesih olmak!


Atila Özer, sarsıcı bir manifesto niteliğindeki romanı Fena’da, bir yandan zevkin ve ahlakın sınırlarını kolaçan ederken, diğer yandan tüketim toplumuna ve reklam spotlarına dönüşen modern hayata sağlam bir tokat atıyor.

 

http://www.edebiyathaber.net/kitap-fragmani-fena/

 

more...
No comment yet.