Haberokumak
6 views | +0 today
Follow
Your new post is loading...
Your new post is loading...
Scooped by Alev Güçlü
Scoop.it!

Kardeş payı 5. Bölüm Fragmanı

Kardeş payı 5. Bölüm Fragmanı | Haberokumak | Scoop.it

Kardeş payı 5. bölüm Fragmanı izleyicisi ile buluşuyor. Star Tv nin çok sevilen dizisi Kardeş payı 5. bölümü ile sizlere sunulmaktadır.

more...
No comment yet.
Scooped by Alev Güçlü
Scoop.it!

Kardeş payı 4. Bölüm Fragmanı izle

Kardeş payı 4. Bölüm Fragmanı izle | Haberokumak | Scoop.it
Muhteşem ikili yine ve yeniden Star Tv ekranlarında Tüm izleyicileri yine kahkahaya boğmaya hazırlanıyor. Star tv nin yeni fenomeni Kardeş payı dizisinin her perşembe 22:45 de yayınlanan dizisi televizyon karşısındaki izleyicileri yine kahkahaya boğacak gibi görünüyor. Dizinin aynı gün içerisinde Türkiye de en çok izlenen bir diğer dizi olan “Kurtlar Vadisi Pusu” ile aynı güne [...]
more...
No comment yet.
Scooped by Alev Güçlü
Scoop.it!

Kardeş payı 4. Bölüm izle

Kardeş payı 4. Bölüm izle | Haberokumak | Scoop.it

Kardeş payı 4. bölüm ekranlardan sonra hemen sitemizde sizi de beklriz. Kardeş payı 4. bölüm sitemizden izleyebilirsiniz

 

more...
No comment yet.
Scooped by Alev Güçlü
Scoop.it!

Karanlıktakiler

Çağan Irmak’ın son filmi “Karanlıktakiler”, son zamanlarda benzerine pek rastlamadığımız türden bir psikolojik dram; evden dışarı adımını at(a)mayan ‘deli’ bir anne ve her sabah bu paranoyak dünyanın içinden çıkıp, getir götür işlerine baktığı reklam şirketine giden ve akşamları aynı kabusun içine geri dönen oğlunun hikayesi. Film, anne Gülseren (Meral Çetinkaya) ve oğlu Egemen’in (Erdem Akakçe) ilişkilerine ve ‘dışarıdaki’ dünyayla aralarındaki mesafeye bakarken, olay örgüsünden ziyade karakter odaklı bir bakış geliştiriyor. ‘Evimiz’ dediği hücresinden kıpırdamak istemeyen, orada kendisine kurduğu dünyanın sınırlarını ihlal eden hiçbir şeye tahammülü olmayan Gülseren’in hareketsizliği ve her gün dünyaya karışmaya çalışan, sınırlı olarak ilişkiye geçtiği insanlara sınırsız bir merakla yaklaşan Egemen’in hareket etme arzusu, filmin merkezindeki ana çatışmayı oluşturuyor.
Ne var ki, Çağan Irmak’ın hem hikayeyi hem de anlatım dilini kurarken benimsediği yaklaşım ve üslup, başlangıçta kendi halinde tutarlı bir dram gibi görünen filmin pek çok tezatı barındırmasına sebep olmuş. Sınırlı sayıda mekanda sakince ilerleyen ritmin ve sade bir anlatımın aşırı abartılı karakterlerle bir araya getirilmesindeki tezat gibi (nitekim, Gülseren’in dış görünüşüne aldanmamak gerek, Egemen de en az Gülseren kadar abartılı bir karakter, tek fark Gülseren’in dışavurduğu her şeyi Egemen’in içine atması). Ya da karakterlerini oldukları gibi anlatmak ve anlamak, onlara meşru bir yaşama alanı açmak isteyerek yola çıkarken, sonlara doğru Gülseren’in vaziyetini bastırılmış bir travmayla gerekçelendirip her şeyi bir neden-sonuç ilişkisine bağlaması gibi. Yönetmenin kendi karakterlerine bakışı da değişkenlik gösteriyor sanki; hem onlara şefkatle yaklaşmaya, başka insanlarla buluşturmaya çalışıyor, hem de bu karşılaşmaların önünü sürekli keserek ‘dışarı’da kaldıkları için mutsuz olan karakterlerini kendisi de yer yer izole hatta marjinalize etmiş, kendi içlerine kapatmış oluyor. Bardağın dolu tarafından bakmak, Çağan Irmak’ın birbirinden neşterle ayırdığı farklı sınıf, statü tasvirlerinde haklılık payı bulmak veya geriye dönüşlerle anlatılan travmanın ve muhafazakar ailenin, hikayenin asıl meselesi olduğunu düşünmek belki mümkün, ama tam da aynı konularda filmin klişelere savrulduğuna ve yer yer bayatlaştığına inanmak için de eşit derecede malzememiz var.
Doğrusu “Karanlıktakiler” ya da yönetmenin genel olarak anlattığı hikayelerdeki kararsızlık veya aşırılıklar (“Ulak” ve “Issız Adam”) bana hiç de ilginç ya da ikna edici gelmiyor, ama yaptığı şeylere duyduğu aşırı bağlılık ve inanç, sinemasındaki tuhaf karışım dikkate değer. Çağan Irmak’ın filmlerinde her zaman popüler, nostalji yüklü ve melankolik olduğu kadar demode olan bir şeyler de var. “Mustafa Hakkında Her Şey”in kolayca bir yere koyamayacağınız erotizmi, “Babam ve Oğlum”un hem dokunaklı hem aşırı ağdalı gözyaşı bombası, “Ulak”ın anlattığı hikayelere kendini kaptırırken alt metin, üst metin ne varsa çorba yapması ve “Issız Adam”ın ‘ve genç adam genç kadına plak dinletip yemek yaparken’ düzeyindeki kof romantizmi. Farklı tellerden seyircinin gönül tellerine dokunan duygular, gerçekten bayat olabilecek şeylerle daima bir arada, ama Irmak’ın sinema anlatımı konusunda yakaladığı akıcı ve zanaatkarane tavrı ona bütünüyle başarısız bir yönetmen demeyi güçleştiriyor. Çağan Irmak filmlerini, matematikteki sayı dizisi problemlerine benzetebilirsiniz, dizinin bir sonraki sayısını kestirmek bazen kolaydır, bazen de kestiremezsiniz.
Bu arada atlamak olmaz; Irmak'ın, filminin DVD'sinde ödüllü bir kısa filme (Mustafa Dok - Köy) ve belgesele (Ethem Özgüven - 4857) yer açması takdire şayan bir davranış...

more...
No comment yet.